Kusura bakmayın size pembe tablolar çizemeyeceğim. Ben o moddan çıkalı çok oldu. Evet şu an çektiğiniz o acıyı çok sevdiğiniz için çekiyorsunuz, evet Sezen Aksu ya da Model ya da Müslüm Gürses dinleyip (artık hangi tarz müzik seviyorsanız) ağlamanızın en büyük sebebi çok sevip kendinizden bile vazgeçmiş olmanız. Ve evet şu an bile ona kızamıyor olmanızın sebebi de çok seviyor olmanız. Çok sevmeyin azizim. Çok sevince çok üzülüyorsunuz, kırılıyorsunuz, dağılıyorsunuz, parçalanıyorsunuz. O "Kendine iyi bak" deyip giderken siz iyi bakılacak bir kendinizin bile kalmadığını fark ediyorsunuz.
Anlayamıyorsunuz değil mi neden gittiğini? Boş verin bende anlamadım zaten. Anlamaya da çalışmayın gitti işte ötesi var mı? Belki size "Senden asla vazgeçmem" dedi belki de " Benim içinde sen olmayan bir hayalim yok" dedi ama bakın şimdi gitti! Dün bu saatlerde yanınızdaydı ama şimdi gitti. Bunun nesini anlarsınız ki zaten? Bunu nasıl anlarsınız ki! Çok kafanızı yormayın. Dediğim gibi birine kızacaksanız kendinize kızın. Suçlu arayacaksanız kendinizi suçlayın. Kendinize bağırın çağırın, söylenin. Çünkü muhtemelen o da öyle yapıyordur. Sevmeyecektim bu kadar çok sevmeyecektim deyin, ama asla keşke sevmeseydim demeyin. Bir arkadaşıma, üzülme çünkü onun seni mutlu ettiği tek bir an herşeye değer demişim. Çok iyi demişim. Bende bazen ne güzel konuşuyormuşum böyle.
Bu arada Sezen Aksu dinleyip ağlamayın. Onun dediğini yapın alın başınızı efeler gibi gidin. Dursun bakalım o sarı odalarda nasıl durabilecekse. Ya da Model'in dediğini yapın Levla gibi gözünüzde yaşlarla vazgeçin. Ama sizden vazgeçenden siz de vazgeçin. Hiç olmadı Müslüm Gürses'in dediğini hatırlayın ne demişti "Herkesin acısı sevgisi kadar" eğer o kadar çok seviyorsanız onun için ondan vazgeçmesini bilin. Çünkü o da sizden kendi için vazgeçti.
Muhtemelen zaten o da sizi suçluyordur. Sizde sizi suçlayın. Tamam biliyorum çok zor. İçiniz yangın yeri gibi. Kalbiniz sıkışıyor, nefes alamıyorsunuz, gözleriniz ıslak ıslak bakıyor, boğazınızda düğümler var, fotoğraflarınızı silmeniz gerektiğini bilmek sizi delirtiyor, kokusunu unutmak zorunda olmak sizi kahrediyor, sesini bir daha asla duyamayacak olmak içini acıtıyor, gözlerinin içine bakmaktan utandığın o gözleri bir daha hiç göremeyecek olmak çok saçma geliyor ama her güzel şey biter bunu siz de biliyorsunuz. İki kişiden biri hep vazgeçer bunu da biliyorsunuz. Eee Feridun Düzağaç yıllardır boşuna mı diyor "Bana bitmeyen bir şey söyle. Söyle sonsuza inanayım" diye. Ya tamam ben biliyorum onun size ömrüm demesine, sonsuzum olur musun demesine hep inandınız. Belki de hiç beklemediğiniz bir anda size ettiği evlenme teklifi etmiştir ve siz de evet demişsinizdir. Ama kısmet değilmiş. Oluyor böyle şeyler. Ne yapalım hayırlısı buymuş. En baştan inanmayacaktın sende suç! Aklın sana "Bak seni uyarıyorum ateşle oynuyorsun, benden günah gidiyor!" dediğinde üstüne pembe bir örtü örtmeyecektin. "Bağlanmayacaktın öyle kimseye körü körüne, o olmazsa yaşayamam demeyecektin!" O adamlar o şiirleri boşuna mı yazmış? Bak haklı çıktılar işte.
İçinizdeki o gereksiz umudu da söküp atın. Geri dönmeyecek. Sizin gibi gurursuz değil o. Siz onun için gururunuzu ayaklar altına alıp defalarca özür dilediniz. Ama o aynısı yapmayacak. Ya mantıklı olun yapacak olsa gider miydi? Şimdi arkasından da hiç boşuna ağlamayın siz hakettiniz hepsini. Sizin neyinize insanlara güvenmek. Sizin neyinize çok sevmek. Tamam güzel günleriniz oldu, mutlu oldunuz, yüzünüz güldü, yanındayken hiç bir şeyin önemi yoktu. Ama bitti o günler. Çünkü o çok düşündü en doğrusu bu! Anlamaya çalışmayı bırakıp hakverir misiniz ona? Polyanacılık oynamayın. Boşuna bel bağlama geri gelmesine. Çünkü o artık hayatınızda değil. O gitti. Tıpkı önceden sizin başkalarının hayatından sessizce çıkıp gittiğiniz gibi o da şimdi sizin hayatınızdan gitti. Ve size çok iyi bildiğiniz bir şeyi de söyleyeyim mi "O bir daha asla geri GEL-ME-YE-CEK." Tıpkı sizinde hayatından sessizce çıktıklarınıza geri dönmediğiniz gibi o da size geri DÖN-ME-YE-CEK.
Hadi şimdi kendinize iyi bakın!