13 Mayıs 2018 Pazar

Tarifi Olmayan Hisler ve Kader

Kader, tesadüflerin birleştiği noktada başlıyor. Hiç umulmadık bir anda ufak bir tesadüfle ilmek ilmek dokunuyor. Daha ne olduğunu anlamadan ve hiçbir şeye müdahale etmeye fırsat kalmadan bir hikayenin ortasında buluveriyorsun kendini. İçinden hiçbir şeye müdahale etmek gelmiyor ki zaten edemiyorsun da. Her şey o kadar mükemmel oluveriyor ki bir anda, hiç bozulmasın diyorsun. Bir bakıyorsun gökyüzü daha mavi, bulutlar daha beyaz, güneş daha parlak, kuş cıvıltıları daha şen oluvermiş. Sanki yeryüzünü umut kaplamış, çocuklar daha fazla kahkaha atmaya başlamış ve dünyada hiç kötülük kalmamış.

Kendini bir anda bir masalın içinde bulmak gibi bir his. Hep hayalini kurduğun şeyler başına geliyor, imkansız sandığın şeyler bir anda gerçek oluyor, böyle biri yoktur dediğin kişi ömrünü gözlerine bakarak geçirmek istediğini söylüyor ve bunlar çok küçük bir tesadüfle başlıyor. Sonra daha önce mutlu olduğunu sandığında bile aslında hiç mutlu olmadığını anlıyorsun ya da çok sevildiğini sandığında aslında hiç sevilmediğini fark ediyorsun. Ve görüyorsun ki bunca zamandır beklediğin kişi şimdi gelmiş. Önceden yaşananlar seni bu yaşayacaklarına hazırlayan şeylermiş aslında bunu fark ediyorsun. Kendi kendine iyi ki bunları yaşamışım yoksa şimdi olanların kıymetini nereden bilebilirdim diyorsun. Ne zaman gözünü kapatsan kısacık zamanda yaşadığın bambaşka bir anının seni gülümsettiğini fark ediyorsun. Şarkıda geçen söz gibi birden bire hayatının tümü oluyor ve bir bakıyorsun yaptığın bütün planlar ona göre yeniden şekillenmiş. 

Hiç bitmesini istemediğin bir rüyanın içinde her an uyanacakmış korkusuyla bir masalı yaşıyorsun. Kaderin sana hazırladığı plana her defasında şaşkınlıkla ama bir o kadar da hayranlıkla bakarken aklından sadece bu rüyadan hiç uyanmamak geçiyor. Çünkü ilk kez bu kadar mutlusun, ilk kez bu kadar olağanüstü her şey belki de ilk kez bu kadar saf duygular. Ve kesinlikle ilk kez bu kadar plansız, bu kadar ani. Mutlusun hem de hiç olmadığın kadar mutlusun. Sık sık aynı şeyi tekrarlıyorsun bu masal hiç bozulmasın, bu rüya hiç bitmesin. Adı her geçtiğinde kaderine binlerce kez şükrediyorsun. 

Yazacak bir sürü şey var, anlatacak bir çok detay, betimleyecek bir sürü özellik, tarif etmeye kelimelerimin yetmeyeceği bir sürü duygu. Ne sayfalarım yeter, ne kelime haznem ne de tanımlayabileceğim duygular. Zaten duyduğum her şarkı ona yazılmış, okuduğum her şiir onun için kaleme alınmış. Şimdi ne anlatsam, ne söylesem daha fazlasını ifade edebilirim bilmiyorum. Her düşündüğümde yeniden kaderime şükretmekten başka bir şey gelmiyor elimden. Binlerce kez şükürler olsun kaderime ve onu hazırlayan tesadüflerime.

Ve son olarak ne de güzel söylemiş Atilla İlhan;
"Ben aşk nedir bilmem eski kafalıyım. Bir seni bilirim, bir de adın geçince sıkışan kalbimi." 


Atilla İlhan'a Selam Olsun...

Ben Seni Neden Mi Sevdim? - Atilla İlhan

Ben seni bir okyanusun derinliğinde buldum da sevdim
Parlak bir inciydin benim için
Paha biçilmez bir inci
Ben seni soğuk ve yağmurlu bir günde
Seni düşünürken gülüşündeki sıcaklığın içime dolup da
Beni sardığı bir anda sevdim
Seni sadece selvi boyun,siyah saçların ya da kara gözlerin
Güzel bir yüzün var diye değil
Fikirlerinle, konuşmanda ki güzelliğin ve benim o kor halde yanan yüreğimle sevdim
Ben seni derinden ve hissederek sevdim
Her kalp atışımda vücudumun dört bir köşesine yayıldığını
Beni sardığını her nefes alışımda ciğerlerime işlediğini bilerek sevdim
Seni kış gecelerinin o soğuk yatağında birlikte uyuyup beni ısıttığın
Yaz sıcağında uyuyamayıp sıkıntılarım olduğun
Ve rüyalarımda buluştuğumuz gecelerde sevdim
Seni ellerinden tutup kanımın kaynadığı
Kalbimin yerinden fırlayacağını hissettiğim anlarda
O ıslak dudaklarınla beni sevdiğini söyleyeceğin anları düşünerek sevdim
Ben seni o sensiz anlardaki boş ve değersiz geçen dakikalarda
Kayıp zamanlarımızda,seni arayıp bulamadığım
Çaresizlik içinde olduğum,içki sofralarını dost bildiğim anlarda sevdim
Sen ne kadar uzak olsan da,
Aramızdaki kilometreler nasıl çoksa
Bende seni o kadar yoğun ve o denli çok sevdim
Seni kalbimde yanan ateşin ile
Zihnimde oluşan hayallerin o ay parçası çehrenle
Bana derinden bakan o gözlerindeki ışıltıyı göreceğim anları beklerken
Kalbimin yanıp tutuştuğu anlarda
Gelip o bu ateşi alevlendirerek
Bana sarılarak beni sevdiğini söyleyeceğin anları düşünerek sevdim
Korkuyorum!
Hakkettiğin mutluluğu sana verememekten korkuyorum.
Seni beni sevdiğinden fazla sevememekten korkuyorum.
Senin sevgine layık olduktan sonra başkaları tarafından o sevgiyi kaybetmekten korkuyorum.
Seni kazandım derken kaybetmekten korkuyorum.
Aramızdaki maneviyat haricindeki uçurumlardan korkuyorum.
Senin kalbini daha fazla kırmaktan korkuyorum.
O temiz ve masum göz yaslarını daha fazla akıtmaktan korkuyorum.
Evet korkuyorum;
seni kaybetmekten, seni daha fazla üzmekten …
Sana kendimi ifade edememekten korkuyorum.
Ya da yanlış anlaşılmaktan korkuyorum.
Uçurumun kenarında yalnız kalmaktan korkuyorum.
Dostluğuna doyamadan ulu orta yalnız kalmaktan korkuyorum.
Yüreğimdeki o ince sızının bir gün çoğalmasından ve beni sarmasından korkuyorum.
Sevgi denen güzelliğinin bir gün beni terk etmesinden korkuyorum.
Dostluğun ölüp yerine nefretin yeşermesinden korkuyorum.
Korkuyorum evet;
seni kaybetmekten ve seni daha fazla üzmekten…
Bir çiçek misali ne ellemeye ne de koparmaya kıyamıyorum uzaktan seyrediyorum çünkü;
seni daha fazla incitmekten korkuyorum.
Ömründe yaşadığın mutluluğu huzuru sana yaşatamamaktan korkuyorum.
Sana kalbimden fazlasını verememekten korkuyorum.
Sonunda sana gözyaşından başka bir şey bırakamamaktan korkuyorum.
Seni sevmekten değil;
dostluğunu suistimal etmekten,
Seni kaybetmekten ve değerini bilememekten ve Yüce Rabbim'e hesap verememekten korkuyorum.
Belki de çok fazla korkuyorum …

Çünkü; ben ilk defa seviyorum... 

Nacizane bir tavsiyede bulunarak bu şiiri Cengizhan Sönmez'den bir dinleyin derim...

Ben Seni Neden Mi Sevdim? Atilla İlhan

10 Temmuz 2016 Pazar

ERKEKLER İÇİN TACİZ SAYILMAYAN SAYISIZ KUSURLU HAREKET

Malumunuz kadınlar ve erkekler için neredeyse çoğu konu aynı derecede önemli değildir. Olaylara bakış açımız oldukça farklıdır. Bir çoğumuz bu duruma anlam veremese de bu oldukça uzun yıllardır süregelen bir durumdur.

Bu durumlardan erkekler ve kadınlar arasında öne çıkan en vahim konu ise "taciz" kavramının cinsiyete göre değişiklik göstermesidir. Peki nedir bu taciz?

Türk Dil Kurumu (TDK) bu konuyla ilgili şu tanımlamayı uygun görmüştür ve nispeten kabul edilebilir bir tanımlamadır; Ahlaksızca, ulu orta veya gizlice söz ve davranışlarla karşı cinse eziyet etme, tedirginlik ve sıkıntı verme.

Burada dikkatinizi çekmek istediğim ve yazının devamında neler olduğunu kendimce açıklayacağım ifade 'söz ve davranışlar' olarak sınıflandırılan tavırlardır. Şimdi siz diyorsunuz ki "İyi de kardeşim nedir bu tavırlar?" O tavırlar şunlardır:

Ulu orta / Gizlice söz ile yapılan tacizler;

  • Bir manavın önünden tam da bir kadın geçerken manavın "Of  be karpuza bak Diyarbakır karpuzu maşallah" demesi cinsel bir tacizdir. Zira karpuz olarak gönderme yapılan organ kadınların kalçalarıdır.
  • Yine bir manavın siz alışveriş yaparken "Anamur muzu bunlar maşallah, salatalığa bak be taş gibi taş, şeftaliye bak be sulu sulu" diye bağırması cinsel tacizdir. Hepiniz hangi organların kast edildiğini anlamışsınızdır diye düşünüyorum? Anlayamayanları google'a sormaya davet ediyorum. Ayrıca neden bir insan bir sebzeyi ya da meyveyi cinsel bir objeyle aynı konumda tutar benim 'mantık' sınırlarım bunu anlayamıyor.
  • Bir sokak simitçisinin tezgahının önünde onca müşteri varken genç ve güzel bir kadın geçerken "Gel gel çıtır çıtır tam dişlemelik simit" diye slogan atması da cinsel tacizdir.
  • Motor tutkunu birinin ya da mesleği motorla alakalı olan birinin tesadüfe bakın ki bir kadın önünden geçerken "Öf be motora bak böyle motorum olsa sabah akşam binerim" demesi de cinsel tacizdir.
  • Kırmızı ruj sürmüş bir kadının dudaklarına itafen her hangi bir erkeğin söylediği "Ah be bir kiraz olsa da yesek şapır şapır" cümlesi de cinsel tacizdir.
  • Özellikle hava karardıktan sonra bir kadının arkasından yürüyen bir erkeğin önce ıslık çalıp ardından "Offf ulan offf" diye bağırması da üzgünüm ama bir cinsel tacizdir. Ki bu duruma hava kararmadan öncede oldukça sık rastlayabilirsiniz.
  • Kendini 'dindar, mümin, ideal Müslüman' diye adlandıran saçından sakalına bütün tüylerinin bembeyaz olduğu kimilerine göre 'pamuk' yüzlü olarak adlandırdığı amcaların tam da bir kadın geçerken sakallarını okşayıp "Hey maşallah kurban olduğum yaradan neler yaratıyor" demesi de ne yazık ki bir cinsel tacizdir.
  • Bir kadın camda ya da balkondayken ve tamda o balkonun ya da camın altından geçerken bir erkeğin "Yaktın beni zalim, tiryakin oldum hain, Çok canım acıdı çeksene elini sarılmandan belli kırıcan mı beli mi? Şapur şupur beni öp kıtır kıtır beni ye!" gibi fazla imalı şarkıları söylemesi de artık tahmin ettiğiniz gibi cinsel tacizdir.
  • Adres soran bir kadına "İsterseniz ben sizi seve seve 'götürürüm', sizin gibi bir bağyana yardımcı olmayacağım da kime yardımcı olacağım baaağğyaann" demesi de cinsel tacizdir.
  • Kadın müşterinin bir su alabilir miyim sorusuna bakkalın "Bilmem alabilir misin?" demesi de cinsel tacizdir.

    Yukarıda yazdıklarım gibi yazamadığım şu an aklıma gelmeyen bir sürü söz ve laf atma cinsel tacizdir.
Ulu orta / Gizlice davranışlar ile yapılan tacizler;

  • Taksiye binen bir kadının dikiz aynasından taksici tarafından uzun uzun izlenmesi, dikiz aynasının kadının oturduğu açıya göre ayarlanması tam olarak bir cinsel tacizdir.
  • Bir esnafa para uzatırken kadının elini 'yanlışlıkla' okşaması cinsel tacizdir.
  • Otobüste bir kadının karşısında/yanında oturan adamın toplanamıyormuş gibi yayılması, dizini yanlışlıkla oluyormuş gibi dizine adeta bastırması da cinsel tacizdir.
  • Kuaförün bir kadının saçını yıkıyormuş gibi yüzünü, boynunu, hatta kulak memelerini okşaması da cinsel tacizdir.
  • Kadın yolda yürürken dükkanlarının önünde oturan esnafın adeta gözleriyle soyması da cinsel tacizdir.
  • Yolda yürürken erkeklerin bir kadının ucunun gözüktüğü sütyen askısına salyaları akarak bakması da cinsel tacizdir mini etek giyen kadına bakmalarını bu konuya dahil bile etmiyorum o baya baya tacizin dibi çünkü.
  • Yalnız yürüyen bir kadına yeter ki bir yerim bir kadına değmiş olsun mantığıyla omuz atmakta cinsel tacizdir.
  • Toplu taşıma araçlarında sıkışıklık bahanesiyle yaslanmak cinsel tacizin babasıdır.
  • Bir erkeğin bir kadına baka baka yolda yürürken cinsel organını kaşıması cinsel tacizin kralıdır.
  • Karşınızda oturan kadına baka baka dudak ısırmak, yalamak da cinsel tacizdir.
  • Bir kadının herhangi bir yerini görmek için şekilden şekilde girmekte cinsel tacizdir.
  • Park halindeki ya da sessiz ve yavaş gelen bir otomobilin tesadüf o ki tam da bir kadının yanından geçerken bomboş yolda kornaya basması da cinsel tacizdir.

    Yukarıda yazdıklarım gibi yazamadığım şu an aklıma gelmeyen bir sürü davranış cinsel tacizdir.
Erkeklerin anlayacağı dilden kısaca açıklamak gerekirse kendi kız kardeşinize, annenize, karınıza, kızınıza yapıldığında ya da söylendiğinde "Hişştt birader sen kimin karısına/kızına/annesine/kardeşine bakıyorsun laf atıyorsun hayırdır lan tirrek!" diyeceğiniz her şey ama her şey cinsel tacizdir.

Kadınları rahat bırakın. Biz yaptığımız makyajı, giydiğimiz elbiseyi, kurduğumuz cümleleri yani yaptığımız hiç bir şeyi sizi tahrik etmek için yapmıyoruz. Kendimiz için yapıyoruz. Sizin ağzınızın suyunun akması bizi mutlu etmiyor. Kendimizi zafer kazanmış gibi hissetmiyoruz. Biz fikirlerimiz beğenildiğin de, bize cinsel obje gözüyle değil bir insan gözüyle bakan erkeklerle tanıştığımız da ya da insan gibi sohbet edebildiğimiz erkeklerle karşılaştığımızda zafer kazanmış gibi hissediyoruz. Çünkü bazı erkeklerinin beyninin belinin altında olmasından o kadar sıkıldık ki, beyni kafatasının içinde olan bir erkek gördüğümüzde gerçeken hayret ediyoruz ve kendi kendimize "Eee bunların düşünebilen, insan gibi sohbet edilebilen modeli de varmış" diyoruz. 

Kadınlara ikinci sınıf  bir cinsel obje muamelesi yapmamanız dileğiyle... Hoşçakalın.

15 Şubat 2016 Pazartesi

İŞTE KADININ KALBİNE GİDEN YOL!

Etrafımdaki bir çok erkek hayatındaki kadınların memnuniyetsizliğinden ya da anlaşılmazlığından şikayetçi. İyi de kardeşim adama 'Sen bu kadından böyle şikayetçisin de ne yaptın bu kadının şikayet ettiği şeylerden vazgeçmesi için?' demezler mi? Derler. Gel bak şöyle ben şimdi sana kadının kalbine giden o altın yolu anlatacağım sana.

Öncelikle senin kafanda ki en klasik soruları sorup öyle devam edelim yola.

Soru 1: KADINLAR NE İSTER?
Cevap 1: SADAKAT, SEVGİ ve SAYGI

Soru 2: KADINLAR NE BEKLER?
Cevap 2: İLGİ, ŞIMARTILMAK, SIFIR EGO

İşte bu kadar. Bir kadının kalbine giden yol bu kadar. Sen şimdi muhtemelen kendi kendine 'Eee ben zaten seviyom ki sevmesem çıkmam. Eee ben sadığım da bitek ona aşkım diyom. Saygı da gösteriyom ki ben, otobüse binsek mesela önce onu bindiririm. Her zaman kadınlara saygılıyımdır öncelik onların. İlgi zaten benim işim arkadaşlarıyla dışarı çıkarken nereye, kimle gidiyon, saat kaçta döncen diye soruyorum. Şımartmak mı? O iş bende. Ben zaten şımartıyorum ki ondan bişey isterken bitanem sevgilim falan diyom kalpli öpücük atıyom vatsaptan. Ego mu ego mego bilmem ben lego yaparım. Yaparım yapmasına ama yine memnun olmuyor arkadaş!' diyorsun değil mi? Deme! Çünkü olmaz o işler öyle.

Bir kadınla birlikte olmak o kadına onu sevdiğini anlatmaya yetmez. Bunu kadına söyleyeceksin. Söylemekten ziyade hissettireceksin. Gözlerine bakışınla, sesinin tonuyla, saçlarını okşayışında, kokusunu içine çekişinle, elini sımsıkı tutuşunla, hitap ettiğin sözcüklerle, sesindeki samimiyetle, yüzünü okşayışınla, sarılışınla, dokunuşunla, öpüşünle, gülüşünle sevdiğini hissettireceksin kadına.

Sadakat konusu ince bir mevzudur. Her erkek kalkamaz onun altından. Sen sadece bir kıza aşkım dersin ama bir çok kızda mavi boncuğun vardır.  Eğer öyleyse o iş sıkıntılı biraz. Sevdiğim bir erkeğin bir lafı vardır. Şöyle der kendileri 'Bir kadınla göz göze gelmek bile seni aldatmaktır bana göre. Dolmuşta ya da yürürken bir kadınla göz göze geldiğimde kendimi sana ihanet etmiş gibi hissediyorum!' Bu laf hoştur. Sadakatini anlatmanın ve belirtmenin güzel bir şeklidir. Bunu aklınızda bulundurun ve uygulayın.

Saygı ise sadakatten bile daha çetrefilli bir konudur. Kadına saygı duymak onun otobüse senden önce binmesine müsaade etmek değildir. Biraz daha karmaşıktır aslında karmaşıklıktan ziyade erkeklere zor gelir. Çünkü kadına saygı duymak erkeklere genelde kendilerini ezmek gibi gelir. Yani kadının özgürlüğüne müsaade etmek, fikirlerini dinlemek, kadını kısıtlamamak, isteklerini önemsemek biraz ters gelir erkekliğe. Ama kadına asıl saygı duymak budur. Yemekten sonra hesabı ödemek, otobüse önden binmesine müsaade etmek falan çok da mühim değildir kadın için. Fikirlerinin dinlenmesi, isteklerinin dikkate alınması, özgürlüğüne karışılmaması çok daha önemlidir bunu da yazın aklınızın minik bir köşesine.

İlgi ve şımartılmak benim en sevdiğim noktadır. Emin ol senin hayatında ki kadının da en sevdiği şeydir. Ki muhtemelen ilişkinde ki sorunların temelinde yatan mevzu budur bir düşün hak vereceksin bana. Bir damla ilgi gösterdiğin bir kadının sana geri dönüşü ise adeta yağmur gibi olacaktır. Ya da onun iyi olduğu konularda onu övüp şımartman emin ol senin işine yarayacaktır. Senin beğendiğin yemekleri yapıp sana tattırmak isteyen bir kadına onun elinden yediğin şeyin en güzel şey olduğunu söylemek sana bir şey kaybettirmez mesela. Aksine o hep daha iyisini yapmaya çalışır ve sen mükemmel lezzetler tadabilirsin. Bak gördün mü sen kârlı çıktın.

İlgi derken neyi kast ediyorum hemen açıklayayım ki kafan biraz netleşsin şu bulanıklık dağılsın. Mesela sevdiğin kadın aklına geldiğinde ara onu. Bahaneye gerek yok korkma kızmaz sana. O an çok önemli işi varsa belki beklediğin cevabı veremez ama emin ol çok mutlu olur. Arkadaşlarınla olsan dahi onu ihmal etme. Sana attığı bir mesaja karşılık vermen inan sana bir şey kaybettirmez aksine çok şey kazandırır. Hem böylece hayatında ki en önemli varlık olduğunu da, onu çok sevdiğini de hisseder. (Böylelikle bir mesajla iki hassas noktayı birden vurmuş olursun.) Onu görmek istediğini söyle ona. Söyle ki görüşmek isteyen sadece kendi sanmasın. 'Seni çok özledim' diyebil sevdiğine. Hem böylece mesafelerin sana da zor geldiğini anlamış olur bir kez daha ve emin ol bu onun için güzel bir şey.

Ona küçük sürprizler yap. Sürpriz yapabilmen için illa aynı evde yaşamanıza gerek yok. Hiç beklemediği bir anda karşısına çıkman ya da ona buluştuğunuzda minik hediyeler vermen emin ol çok hoşuna gidecek. Çikolata seviyorsa ona sevdiği çikolatalardan al, süt seviyorsa süt, şeker seviyorsa şeker al. Bunlar basit şeyler ve gerçekten etkili şeyler. (Bunları yaptığında karizman sarsılmaz korkma.)

Kadınları paha da hafif hediyeler pahalı hediyelere göre çok daha mutlu eder bu arada unutma. İlgi gösterirken şımartmış da olursun yani yine bir taşla iki kuş mevzusu. Bazen haklı olduğun halde özür dilemen de önemlidir bak bu hem egosuzluğa örnektir hem de kadına 'Seni önemsiyorum, sen egomdan bile daha önemlisin, seninde bazen olmadık şeylere olmadık tepkiler verebileceğini düşünebiliyorum ve bunu anlayışla karşılıyorum' gibi şeyler dediğini anlatır. Azcık anlayışlı ol be sende özel günler özel durumlar falan hem kafalarımız bile erkeklerle farklı çalışıyor kardeşim anlayış azcık! Az çok anlamışsındır ilgi ile şımartmanın birbirine paralel şeyler olduğunu. Sen bu dediklerimi düzenli olarak yap bak o kadın nasıl pamuk oluyor. Kadın pamuk olunca da pes etme yalnız devam et bu konulara yoksa her şey daha kötüye gidebilir unutma bunlar mutlu ilişkinin sırrı, antibiyotik gibi düşün kestiğin an etkisini kaybedebilir.Ya da çiçeğe su vermek gibi düşün çok verirsen de az verirsen de çiçeğin ölür. Kadına da ilgiyi çok verirsen bunaltırsın kaçar senden, az verirsen soğur senden değersiz hisseder mutsuz olur yine kaçar senden. İlişkinin doktoru sensin ayarlarsın artık dozajı. Ama fazla ilgiden sevgiden çok fazla zarar gelmez bunu da göz ardı etme. :)

Ve gelelim egona. O nasıl bir şey öyle ya. Sevdiğinden daha önemli. Azcık alttan al, azcık geride dur bırak sinirini boşaltsın ki sağlıklı diyaloglar kurabilin. Tamam kabul duygusal insanlarız, duygularımızın dozu artınca mantığımız örtülüyor genellikle ama sen de azcık düşünceli davran be kardeşim anla şu sevgilini. Erkeklik egonu koy bir kenara kalbinle yaklaş sevdiğine en masum halinle. Özür dile özür. Bak gerçekten sen bir şey kaybetmezsin çok şey kazanırsın. Hemen yelkenler iner bizde. 'Gel buraya şapsal' deyip sarılmalar öpücükler falan hemen devreye girer. Bak gördün mü yine sen kârlı çıktın. Dinle sen beni çok işine yarayacak bunlar.

İyi hadi.Sen şimdi bir düşün bu okuduklarını. :)

9 Eylül 2015 Çarşamba

Kural 1: KİMSEYE GÜVENME

İnsanlara güvenmeyin. Çünkü insanlar, siz onlara ne kadar güvenirseniz sizi o kadar ağır bir şekilde yüzüstü bırakıyorlarmış. "Ben çok düşündüm"  diyorlarmış, "Umarım beni anlarsın"  diyorlarmış en son da "Kendine iyi bak" diyorlarmış ve gidiyorlarmış. Sanırım sonra da sizden her şeyi unutmanızı bekliyorlardır. Muhtemelen ilk olarak da verdiği sözleri unutmanızı beklerler. Çünkü sizi yüzüstü bıraktıklarının farkındalar. Ama üzülmeyin çünkü ben onlarında üzüldüğünü düşünmüyorum. Üzülecek olsalar gitmezlerdi değil mi? Nasıl mı bu kadar emin olabiliyorum hemen söyleyeyim. Emin olabiliyorum çünkü siz gitmediniz. Siz her şeye rağmen kaldınız. Ona taviz vermekten daha fazlasını yaptınız, kendinizden vazgeçtiniz ama gitmediniz. Siz 3 er kelimeden toplamda 9 kelimelik o 3 cümleyi kurmadınız ama o kurdu. Ağlamayın boşuna, ona da kızmayın. Kendinize kızın. Bunun böyle olmasının tek sebebi sizsiniz. Evet sizsiniz! Çünkü siz her şeye rağmen kaldınız, kendiniz olmaktan vazgeçtiniz ama kaldınız. Sustunuz, özür dilediniz, geceleri ağladınız, belki de ona yalvardınız ama siz hep kaldınız, gitmediniz. Onunla olabilmek için yaşam tarzını değiştirdiniz, arkadaşlarınızdan, kıyafetlerinizden vazgeçtiniz ama ondan vazgeçmediniz. Hep onunla kaldınız. Muhtemelen ne kadar haklı olup ona kızmış olsanız da o size geldi "Seni seviyorum" dedi ve siz de affettiniz değil mi? Çünkü ona inandınız. Tebrik ediyorum sizi, çünkü siz bunları yaparak hakkettiniz yüzüstü bırakılmayı.

Kusura bakmayın size pembe tablolar çizemeyeceğim. Ben o moddan çıkalı çok oldu. Evet şu an çektiğiniz o acıyı çok sevdiğiniz için çekiyorsunuz, evet Sezen Aksu ya da Model ya da Müslüm Gürses dinleyip (artık hangi tarz müzik seviyorsanız) ağlamanızın en büyük sebebi çok sevip kendinizden bile vazgeçmiş olmanız. Ve evet şu an bile ona kızamıyor olmanızın sebebi de çok seviyor olmanız. Çok sevmeyin azizim. Çok sevince çok üzülüyorsunuz, kırılıyorsunuz, dağılıyorsunuz, parçalanıyorsunuz. O "Kendine iyi bak" deyip giderken siz iyi bakılacak bir kendinizin bile kalmadığını fark ediyorsunuz.

Anlayamıyorsunuz değil mi neden gittiğini? Boş verin bende anlamadım zaten. Anlamaya da çalışmayın gitti işte ötesi var mı? Belki size "Senden asla vazgeçmem" dedi belki de " Benim içinde sen olmayan bir hayalim yok" dedi ama bakın şimdi gitti! Dün bu saatlerde yanınızdaydı ama şimdi gitti. Bunun nesini anlarsınız ki zaten? Bunu nasıl anlarsınız ki! Çok kafanızı yormayın. Dediğim gibi birine kızacaksanız kendinize kızın. Suçlu arayacaksanız kendinizi suçlayın. Kendinize bağırın çağırın, söylenin. Çünkü muhtemelen o da öyle yapıyordur. Sevmeyecektim bu kadar çok sevmeyecektim deyin, ama asla keşke sevmeseydim demeyin. Bir arkadaşıma, üzülme çünkü onun seni mutlu ettiği tek bir an herşeye değer demişim. Çok iyi demişim. Bende bazen ne güzel konuşuyormuşum böyle.

Bu arada Sezen Aksu dinleyip ağlamayın. Onun dediğini yapın alın başınızı efeler gibi gidin. Dursun bakalım o sarı odalarda nasıl durabilecekse. Ya da Model'in dediğini yapın Levla gibi gözünüzde yaşlarla vazgeçin. Ama sizden vazgeçenden siz de vazgeçin. Hiç olmadı Müslüm Gürses'in dediğini hatırlayın ne demişti "Herkesin acısı sevgisi kadar" eğer o kadar çok seviyorsanız onun için ondan vazgeçmesini bilin. Çünkü o da sizden kendi için vazgeçti.

Muhtemelen zaten o da sizi suçluyordur. Sizde sizi suçlayın. Tamam biliyorum çok zor. İçiniz yangın yeri gibi. Kalbiniz sıkışıyor, nefes alamıyorsunuz, gözleriniz ıslak ıslak bakıyor, boğazınızda düğümler var, fotoğraflarınızı silmeniz gerektiğini bilmek sizi delirtiyor, kokusunu unutmak zorunda olmak sizi kahrediyor, sesini bir daha asla duyamayacak olmak içini acıtıyor, gözlerinin içine bakmaktan utandığın o gözleri bir daha hiç göremeyecek olmak çok saçma geliyor ama her güzel şey biter bunu siz de biliyorsunuz. İki kişiden biri hep vazgeçer bunu da biliyorsunuz. Eee Feridun Düzağaç yıllardır boşuna mı diyor "Bana bitmeyen bir şey söyle. Söyle sonsuza inanayım" diye. Ya tamam ben biliyorum onun size ömrüm demesine, sonsuzum olur musun demesine hep inandınız. Belki de hiç beklemediğiniz bir anda size ettiği evlenme teklifi etmiştir ve siz de evet demişsinizdir. Ama kısmet değilmiş. Oluyor böyle şeyler. Ne yapalım hayırlısı buymuş. En baştan inanmayacaktın sende suç! Aklın sana "Bak seni uyarıyorum ateşle oynuyorsun, benden günah gidiyor!" dediğinde üstüne pembe bir örtü örtmeyecektin. "Bağlanmayacaktın öyle kimseye körü körüne, o olmazsa yaşayamam demeyecektin!" O adamlar o şiirleri boşuna mı yazmış? Bak haklı çıktılar işte.

İçinizdeki o gereksiz umudu da söküp atın. Geri dönmeyecek. Sizin gibi gurursuz değil o. Siz onun için gururunuzu ayaklar altına alıp defalarca özür dilediniz. Ama o aynısı yapmayacak. Ya mantıklı olun yapacak olsa gider miydi? Şimdi arkasından da hiç boşuna ağlamayın siz hakettiniz hepsini. Sizin neyinize insanlara güvenmek. Sizin neyinize çok sevmek. Tamam güzel günleriniz oldu, mutlu oldunuz, yüzünüz güldü, yanındayken hiç bir şeyin önemi yoktu. Ama bitti o günler. Çünkü o çok düşündü en doğrusu bu! Anlamaya çalışmayı bırakıp hakverir misiniz ona? Polyanacılık oynamayın. Boşuna bel bağlama geri gelmesine. Çünkü o artık hayatınızda değil. O gitti. Tıpkı önceden sizin başkalarının hayatından sessizce çıkıp gittiğiniz gibi o da şimdi sizin hayatınızdan gitti. Ve size çok iyi bildiğiniz bir şeyi de söyleyeyim mi "O bir daha asla geri GEL-ME-YE-CEK." Tıpkı sizinde hayatından sessizce çıktıklarınıza geri dönmediğiniz gibi o da size geri DÖN-ME-YE-CEK.

Hadi şimdi kendinize iyi bakın!

23 Haziran 2015 Salı

Gülmek eylemi...

Aslında baya bir zamandır yazmak istiyorum buraya ama bir türlü parmaklarım basamadı tuşlara. Sanki yazarsam her şey daha kötü olacakmış gibi hissettim ilk kez. İlk kez yazmak beni rahatlatmayacak daha kötü yapacak gibi geldi. Ama şimdi içimdekileri biraz olsun anlatabiliyorum.

Zor bir dönemdi annemden sonra neredeyse en çok değer verdiğim kişinin anne yarımın kanser olduğunu öğrenmiştim üstelik çok sevdiğim biri kanseri henüz atlatmışken ve çok sevdiğim birini kanserden yeni kaybetmişken.

Bu sefer ne olacağını kestiremediğimden zaten tuhaf olan ben daha da tuhaflaştım Evet sürece alışığım ama yeniden aynı şeyleri yaşamak da bu defa hiç hoşuma gitmiyor. Saatler süren seanslar, seansların verdiği stres, üzüntü, onun canının yanması ama bunu belli etmemeye çalışması...
Bunlar hep bildiğim ve nefret ettiğim şeyler çünkü kendimi sevdiğim biri karşısında hiç o kadar çaresiz hissetmiyorum. Birinin daha ağlamaklı ses tonu ve acısının içinde okunduğu gözleriyle bakıp ''Sen niye bugün gülmüyorsun?'' demesini istemiyorum. Ben bu cümleyi çok duydum. Tedavisi boyunca canımın canı dediğim o zaman daha ilk okula giden o insandan çok duydum. Bir defa daha canım dediğim anne yarım dediğimden duymak istemiyorum. İlk defa aynı filmi üçüncü kez izlemek istemiyorum. Çünkü bu filmin en komik sahnesi bile beni güldürmüyor.

Düşünsene birinin sana ihtiyacı var ama çaresi sen değilsin. Acısını dindiremiyorsun, sana sarılmak istediğinde buna izin veremiyorsun, saçlarını taramayı özlediğini söylediğinde ona bir cevap veremiyorsun, dışarı çıkmak istediğinde onu dışarı çıkaramıyorsun çünkü çıkarsa kötüleşebilir, o gece ağrısından uyandığında ona ''Merak etme az kaldı geçecek bu ağrılar iyileştiğin için oluyor'' demekten başka bir şey gelmiyor elinden. Ona devamlı hiç inanmadığı yalanlar söylemekten başka bir şey gelmiyor elinden. Ya da iyi olduğu günler beraber sohbet ettiği yan oda da kalan çocuk melek olduğunda ona bunu söylemiyorsun.

Ben bu yaşadıklarımı yeniden yaşamak istemiyorum. Evet belki aynı kişi değil, belki bu seferki bir önceki kadar ağır değil ama ben istemiyorum. Farklı gözlerde aynı acıyı görmek, benzer cümleleri duymak istemiyorum. Ama buna da engel olamıyorum çünkü o sancılı tedavi süreci çoktan başladı ve ne yazık ki şuan yapmam gereken tıpkı 1 aydır yaptığım gibi etrafa hiçbir şey olamamış gibi gülmek. Bir süre daha rol yapmam gerekecek. Şimdi elimden gelen tek şey onun o maskeyi çıkartıp saçlarına hangi şekli vereceğini düşündüğü günleri beklemek ve bunu beklerken ona ne olursa olsun gülümsemek...

27 Nisan 2015 Pazartesi

Aldatan mı? Aldatılan mı?

Bir erkek neden aldatır? Bu konu oldukça kafa kurcalayan bir konudur benim için. Gerçekten merak ediyorum bir erkek neden aldatır? Kadın mı yetemez ona yoksa o mu yetemez kadınına? Eksik olan parça hangisi gerçekten merak ederim.

Kadınların büyük çoğunluğunda hiç hoşuma gitmeyen bir huy vardır. Hayatlarına bir erkeği aldıklarında ona bütün benliklerini adarlar. Bütün hayatları o erkek olur ve hayatlarını merkeze oturttukları o erkeğe göre planlarlar. Bir çok kadın onun komutlarıyla oturup kalkar, onun istediği kişilerle onun istediği zamanlarda görüşür ve onun istediği kıyafetleri giyer. Alışverişini bile hayatındaki erkeğe göre planlamaya başlarlar. Peki bir kadın benliğinden bu kadar taviz verirken, bu kadar kendini onun için ezerken bir erkek neden aldatır? Öyle ki kadın erkeği elinde tutmak için, ondan biraz daha fazla ilgi görmek için, bir çift güzel söz duymak için bütün benliğini verirken hatta aklınıza gelebilecek her konuda 'tabularını yıkarken' erkeğe yetmeyen nedir?

Bir kadını aldatmak onun elinden bir çok şeyi aldığını sanmaksa eğer  niçin bu acımasız uğraş? Sanırım erkek, kadının özgüvenini, gülüşünü, sevgisini, sevincini, mutluluklarını elinden aldığını onu hayatı boyunca sürecek bir karanlığa hapsettiğini zannederek böyle aşağılık bir biçimde kapatıyor eksikliğini. Aslında erkek öyle sansa da o iş öyle değildir. Erkeğin belki son olan bu vuruşu kadını yere yığmaz yerden kaldırır. Kadın hayatında nerede yanlış yaptığını düşünür bulur ve yaralarını sarmaya başlar. Üstelik bu defa daha güçlüdür neyle nasıl mücadele edeceğinin farkına fazlasıyla varmıştır.

Bence kesinlikle erkek bir kadını, kendi eksikliklerini, ona her şeyini adamış kadınına her anlamda yetememişliğini kapatmak için aldatıyor. Aslında kadının ondan üstün olduğunu fark edip bir nevi intikam alıyor ondan. Kadınların üstün olması pek kabul edilmiyor malum. Ama yine de anlam veremiyorum hayatında olan bir varlığa neden böyle bir şey yapasın ki? Onun gözünde çok yüce bir konumdayken neden kendini aşağılık bir konuma düşürmek için çaba gösterisin ki? Bana mantıksız geliyor sana hayatını adayan bir kadının gözünden böylesine iğrenç bir şekilde düşmek için çaba göstermek. Sanırım erkek ve kadın arasındaki ilişkiyi bir savaş olarak gördükleri zaman oluyor bu? Belki de aşkta ve savaşta her şey mubahtır sözü bununla ilgili söylenmiş bir sözdür.

Peki bu bir savaşsa bu savaşın kaybedeni aldatan mı yoksa aldatılan mı?