28 Mayıs 2014 Çarşamba

Devlet üniversiteli arkadaşlarım sizden bir şikayetim var...

Öncelikle özel üniversitede okuyan insanları ''baba parasıyla okuyor'' deyip aşağılamanızdan çok sıkıldım. Çünkü baba parasıyla okuyup sınıf geçmiyoruz. En azından büyük bir kısmımız. Mesela ben çok az bir puan farkıyla İstanbul Üniversitesine giremedim. Şehir dışında okumakla özel okulda okumak aynı fiyata denk geliyor diye de özel okulu tercih ettim. Hatta aklınızda bulunsun yaşadığınız şehirde özel okulda okumak genellikle şehir dışında okumaktan daha ucuza denk geliyor. Üstelik ailenize hasret kalmıyorsunuz. Benim gibi de bir çok arkadaşım var. Yani bir çoğunuza göre 'geri zekalı' olduğumuz için özel okulda değiliz.

Bir dersten 17 haftada sadece 4 derse girmeme hakkımız var. 5'inci de gözümüzün yaşına bakmıyorlar. Sınıf geçme notumuz birçoğunuzun ki gibi 15-20-30 falan değil 70! 69'da kalıyoruz. Sınıf geçme genel ortalamamız birçoğunuzun ki gibi 1,50 değil, 2.50! Üstelik çoğunuzun okuduğu okulun ün yapmış bir adı olduğu için kendimizi ispatlamamız gerekiyor Bu yüzden sizden yaklaşık beş kat daha fazla çalışıyoruz. Çünkü toplumumuzda ''özel okulda sınıfları para verip geçiyorlar'' diye bir ön yargı var. Hiçte öyle bir şey yok! Birçoğunuzun öğrendiği şeyden daha fazla şey öğrendiğimizde kesin. Siz dönem uzatıp alttan ders bıraktığınızda hiç bir şey kaybetmiyorsunuz ama biz bursumuzu kaybediyoruz. Bu yüzden sizden çok daha fazla çalışıyoruz ve hepimiz en azından ben ve benim arkadaşlarım aldığımız bütün notları babamızın parasıyla değil alnımızın teriyle alıyoruz. Ama sizle aramızda ki çok bariz ve çok güzel bir fark var. Birçoğunuz hocalarınızın yanınıza yaklaşamazken biz birbirinden kıymetli Öğretim Görevlisinden Yardımcı Doçentine, Doçentten ve Profesörüne bütün hocalarımızla kahve içip onların eşsiz ve birbirinden değerli bilgilerinden daha çok yararlanabiliyoruz.

Bilin istedim! 

24 Mayıs 2014 Cumartesi

Size Benim de Diyeceklerim Var..

En barbar devlet biziz. En antidemokratik ülke biziz. Her şeyin en kötüsü bizde. En kötü başbakan en kötü devlet adamları Osmanlı zamanından beri hep bizde. Bizim ülkede ki bütün yöneticiler hep çok eşli. Zaten Osmanlı İmparatorları da 600 yıl boyunca haremden hiç çıkmadı akılları fikirleri halvetteydi halvetten çıkıncada gayrimüslimleri astılar hep. Hiç birimiz istediğimizi söyleyemedik bugüne kadar çünkü biz hiç bir zaman özgür olmadık. Avrupalılar hep özgürdü. Mesela Almanya o kadar hümanist bir devlet ki hiç Yahudi öldürülmedi ya da hiç bir Türk'ün evi kundaklanmadı. Ayrıca Almanya'da gaz odası da yok nereden çıkarıyorsunuz bunları siz? Avrupa'da imparatorlar hep halklarının refahını düşündüler. O yüzden halk ekmek yoksa pasta yedi... Bizde tarih buyunca refah için hiç bir şey yapılmadı. Bizim ülkemizden bir halt olmaz zaten. Mesela Avrupa'da giyotin diye bir şey hiç olmadı. Hatta dünya üzerinde idamı ilk uygulayan ülkede biziz. Bizden başka hiç bir ülkede idam yok ki. Biz biraz fazla mıyız bu dünyaya ne? Mesela Almanya'nın Cumhurbaşkanı bizi acımasızca eleştirebilir çünkü onlar Avrupa'lı. Ya da bizim ülkemizde uygulanan twitter yasağına Avrupa parlamenterleri kahkalarla gülebilir. Biz olmazsak neye gülecekler zaten onlar çok çalışıyorlar üstelik adamlar BİZİM İÇİN ÇALIŞIYORLAR. Bizim ülkede ki devlet adamları hariç bütün dünya devlet adamları bizim için çalışıyorlar. Bir tek bizim ülkemizdekiler bizim kötülüğümüz için çalışıyorlar. Baksana zaten hiç iyi bir şey yapmıyorlar. Hep zulüm hep işkence hep eziyet hep baskı hep nefret söylemi hep şiddet hep katliam. Ama Avrupa'lı öyle mi? Adam taaa bilmem nereden benim ülkemin iyiliği için plan proje yapıyor. Mesela benim askerimin en iyi nerede duracağını falan tartışıyorlar bunlar hep iyilikten. Ya da benim güzel ülkemin iyi veya kötü de olsa başında ki Başbakan için demedikleri laf kalmıyor. Ama dediğim gibi onlar Avrupa'lı en iyisini bilirler. Zaten en başta da söyledim en barbar en antidemokratik ülke biziz. Bak Avrupa'ya orada öylemi? Adamlar bir kere medeni, özgür, rahat insanlar. Orası Avrupa var mı ötesi onlar bizim için her şeyi söyleyebilir dimi? Bize ne bundan sonuçta bizim iyiliğimiz için konuşuyorlar... Çünkü onlar Avrupa'lı hem Avrupa'da işler böyle mi?

14 Mayıs 2014 Çarşamba

YAPMAYIN YALVARIRIM YAPMAYIN!!!



Lütfen bari bugün, bu ara yapmayın. Orada 245 kişi hayatını kaybetmişken kalkıp bu facianın faturasını halka kesmeyin!! Analar, eşler, çocuklar o karanlığın dibinde kalanlara ışık olmak için Soma'da gözleri yaşlarla, haykırarak, gelecek iyi bir haberi beklerken siz kalkıp "Yaa Tayyyiibe oy verirseniz böyle olur işte!" demeyin!!! 

Yalvarıyorum size orada insanlar tek umutlarını yerin altından gelecek bir habere bağlamış ağlarken siz "Bir torba kömüre oy satarsanız böyle o kömür mezar olur size işte!" demeyin. Bunu hangi insanlıkla söylediğinizi, bunu söyleyenin insan olup olamayacağını oturup bir düşünün. 


Çok bir şey istemiyorum sizden. Ne olur ''AKP'liler bu katliamın sorumlusudur onlar yalandan üzülmesin.'' demeyin. İnsanlar orada canlarıyla cebelleşirken bunları yapmayın ne olur. Her şeye muhalefet olmayı, böyle acı ölümlerde bile tabiri caizse iktidara 'sallamak' için hiç bir fırsat kaçırmamayı kendine borç edinmiş ağabeyler,ablalar, kardeşler. Sizden istediğim tek şey sadece; ONURLU bir davranış gösterip, siyasi çıkar gözetmeden, iktidara sallamadan o gözü yaşlı ailelerin acılarına ortak olmanızı istiyorum. Çünkü bu saatten sonra oyunu kime vermiş vermemiş, hangi partiyi savunuyor inanın ne onun ne de gözü yaşlı ailesinin hiç umurunda değil. Uğrunda canını verdiği o bir torba kömüre  sizin tabirinizle oyunu satmış mıdır bilemem ama o bir torba kömür için karanlık bir kuyuda canını verdiğini çok iyi biliyorum. 


Elinizi, tabii eğer hala bir parça kaldıysa vicdanınıza koyun ne olur. Durumun vahametini anlayın ve orada canını vermiş insanlar için en azından bir 'Allah rahmet eylesin' deyin. Ne olur ''Bu facianın suçlusu AKP'ye oy veren, bir torba kömüre oy satmış halktır!'' demeyin. Bu çirkin söyleminizden ne olur vazgeçin. Bari bugün yapmayın.


O insanların acılarından faydalanıp, bu acıları kendi çıkarlarınız uğrunda kullanmayın yalvarırım. Orada 245 can gitti. 245 evladımız, babamız, ağabeyimiz, amcamız, dayımız belki de dedemiz vefat etti. Ne olur bunun için üzülün, bundan çıkar sağlamayın. Daha fazla can kaybı olmaması için dua edin. Geride bıraktıkları ailelerin acılarını paylaşmayı deneyin. Biraz ağır olacak belki ama lütfen en azından bir kerelik biraz İNSAN olmayı deneyin. İnsan olmayı deneyinde o kuyunun dibinde, kör karanlıkta pisi pisine ölen insanlar için üzülün faturasını halka kesmeyin.

5 Mayıs 2014 Pazartesi

Selam Olsun Mahallede Büyüyen Çocuklardan!

Bir çocuk olsam, her şeye ve herkese rağmen sadece düştüğümde acısa canım. Ya da en büyük acıyı bakkaldan güç bela aldığım dondurmanın düşmesi sansam. 

Ne güzel oynardık sokakta arkadaşlarımızla. İp atlardık ne güzel. Seksek, 9 taş, saklambaç, yakalamaç, yerden yüksek, şarkılı yerden yüksek, istop, yakartop oynardık... Sahi biz ne güzel oynardık mahallede. Korkmazdık hiç düşmekten. Acıkınca eve uğrar bir şeyler alırdık evden ekmek arası. Kimi zamanda uğramadan camın altından ''Anneeeee ekmek arası bişiler yapsana noluuurrr'' diye seslenir peynir ve domatesli ya da salçalı ekmeği alırdık evden. Bizden kralı yoktu o zaman. Çokokremli ekmek lükstü bize hem salçalı ekmeğin verdiği hazzı vermez ki o. Hiç akşam olmasın isterdik, hiç güneş batmasın da hiç ayrılmayalım arkadaşlarımızdan isterdik. Bütün mahalle bizim kahkalarımızla inlerdi. Bazen eve çıkmaya da üşenirdik susayınca ''Kim çıkacak şimdi o kadar katı'' diyip karşımıza çıkan ilk apartmanın giriş katında oturan teyzeden bir bardak su isterdik. ''Teyzee bir bardak su verir misin lütfennn?'' diyip gülümserdik en içten halimizle. Oturduğum semtten mi kaynaklanır bilemem ama hiç geri çevrildiğim olmadı su istediğim teyze tarafından. Ben çok güzel ama bir o kadar da tuhaf bir mahallede büyüdüm. Aslında oturduğum semt İstanbul'un en kötü semtlerindendir. Ne tür insan ararsan vardır burada. Sur dibi derler buraya. Zaten mahallenin güzelliği burada aslında. Her tür insan iç içe yaşıyor ve kimse kimseye karışmıyor. Herkes tanır burada birbirini herkes güvenir birbirine herkes bilir kimin ne olduğunu. Üstelik semtin insanıysan kafan rahattır burada dolanırken. Bilmeyen biri ''hişt'' dese bir anda 50 kişi gelir başına. Ağızda hep aynı cümle ''Hayırdır kardeş bir sorun mu vardı?''  Böyle bir mahalle işte benimkisi de.Tinerci Çakır vardı çeşitli suçlardan hapse girmiş çıkmış en çok ta o sahip çıkardı mahallenin çocuklarına. Az kurtarmadı beni köpekten Çakır ağabey. O zaman en büyük korkum köpekti haliyle. Hiç unutmam ''Korkmayın kardeşim Çakır ağabeyiniz bir süre daha buralarda'' dediğini.  Zaten o günden sonra en fazla bir iki kere gördük Çakır ağabey'i. Duyduğumuza göre hapse girmiş gene. Bu seferki suçu ağırmış ki çıkamadı hala. Böyle bir mahallede büyüdüğüm halde annem korkmazdı hiç beni dışarıya salmaktan. Zaten devamlı balkondaydı gözü gene de ne olur ne olmaz diye. Ben çok severim yaşadığım semti. Şimdi filmlerde anlatılan Kule dibi varya aynı onun gibi bizim buralar ama adı faklı biraz. Orası Kule dibi burası Sur dibi. 

Bizim oturduğumuz kısmın biraz daha üst kısmında caddeye yakın kısımda oturanlar 'nezih kısım' olarak adlandırırlar oraları. Onlar bizden daha şanssız ama. Bizim gibi özgür büyümedi onlar. Onların evleri ana caddeye yakındı anneleri izin vermezdi sokağa çıkmalarına araba çarpar diye bizde camlarının önüne gider bağırırdık inadına. Ne eğlenirdik onlar bizi masum masum camdan izlerken. Ama küsmezlerdi bize. Biz hiç küslük nedir bilmezdik ki. Zaten hepimiz mahalle okuluna giderdik bir çoğumuz da aynı sınıftaydık kim neye küsüyor dip dibeyiz bütün gün. 

Şimdi ki çocuklar demek için yeterince büyük müyüm bilemem ama gerçekten şimdi ki çocuklar bizim sahip olduğumuz hiç bir imkana sahip değil. Ben gerçek hayatta uçurtma peşinde koşardım onlar sanal alemde bir canavarın peşinden koşuyorlar. Benim hayal dünyam rengarenkti çocukken. Hiç kötü şeyler hayal etmezdim. O neydi öyle dinozorlar falan ne işi vardı benim hayalimde hele resimlerimde aman aman. Şimdi çocukların canavarsız kavgasız dövüşsüz hayali yok. Ben özgür büyüdüm. Koştum, düştüm, ağladım, bir top için kavga ettim yeri geldi büyük çocuklara sataştım, camdan su balonu fırlattım kızdıklarıma. Bize ses yapıyoruz diye bağıran teyzenin kocasının arabasının lastiklerinin havasını indirip evlerinin camına yumurta attığımızdan beri kimse karışmadı bize. Annelerimizde kızmadı zaten aksine hepsi birlik olup utandırdılar o kadını. ''Bırak çocuklarımızı onlar çocuk böyle büyüyecekler.'' dediler.

Ben çok özgürdüm çocukken çok afacan, çok haşarı. Ufacık bir sitenin bahçesi değildi benim oyun alanım mahallenin bütün parkları bütün sokakları bizimdi, benimdi! Benim ya bu sokaklar benim bu mahalle. Biz şanslıydık şimdikilerden biz dilediğimizce koşabiliyorduk. Öyle sanal alemde değil gerçekten koşuyorduk. Tom ve Jerry bitince Bugs Bunny başlardı o da bitince Şirinler sonra hurra sokağa. Biz sokağa çıkınca level atlardık canavar öldürünce değil. Ne biliyim ya biz şanslıydık şimdikilerden. Mesela korksak da severdik hayvanları. Ben dokunamazdım ama dokunabilen arkadaşlarımla evden yemek yollardım mahallenin köpeklerine. Şimdi görüyorum çocukları kedilerin kuyruklarına teneke bağlıyorlar, köpeklere vuruyorlar. Bunların çoğu nedeni o tabletlerinde ki oyunlar, plazmalarında ki çizgi filmler hep. 

Biz saygı da duyardık büyüklerimize. Cevap vermezdik hiç. Baz küçük muzipliklerimizi de (ilk ve son olan cama yumurta atma ve araba lastiğinin havasını indirmek gibi) görmezden gelirlerdi, kızmazdı onlar bize hiç çünkü masum çocuktuk biz. Şimdiki çocuklar gibi çok bilmiş, şımarık afacanlardan değildik.

Ya biz mücadeleyi sokakta öğrendik. İstediğimizi çalışarak, didinerek. mücadele ederek elde etmeyi sokakta öğrendik. Haksızlığa karşı gelmeyi ''ağabeylerimiz hadi evlerinize biz top oynayacağız'' dediklerinde mücadele edip sokağı onlardan aldığımızda öğrendik. Sokak bizimdi çünkü. Şimdi ki çocuklar haksızlıkla mücadeleyi Twitter ve Facebookta ''Off bu hayat çok saçma yaaa'' demek sanıyorlar. Çok yazık be...

Ben çok üzülüyorum şimdi ki çocuklara çünkü bilmiyorlar onlar çocukluğu. Oturdukları site gibi küçücük dünyaları. Hayalleri küçücük. En basiti bilmiyorlar tozlu hatta çamurlu ellerle yenen salçalı ekmeğin tadını.

He bizim bir de masum çocukluk aşklarımız olurdu şimdikiler gibi değildi. Platonik olurdu zaten ayıplardık biz o yaşta el ele gezmeyi. En fazla ufak maniler yazar verirdik birbirimize ya da okulun bahçesinde top oynardık. Üzülüyorum şimdikilere çocukluk aşklarını bile abartılı yaşıyorlar. Ellerinde ki oyuncaklarında gördükleri gibi sanıyorlar. Abartılı ve müstehcen...

Selam olsun mahallede büyüyen özgür ruhlu, hayata tutunmayı öğrenmiş çocuklardan size sanal alemin, küçük sitelerin çok bilmiş çocukları. Selam olsun...